TÇÇT Tartışıyor: Bölüm 1 - Secret Wars

Herkese güzel günler dileriz. Bir müddet önce size TÇÇT Tartışıyor konseptinden bahsetmiştik. Ve ilk bölümüyle huzurlarınızda: Secret Wars!

Geçtiğimiz hafta Secret Wars (Gizli Savaşlar) serisinin son sayısını da tamamlayıp serimize elveda demiştik. Daha sonra birlikte oturup uzun uzun tartıştık. Öncelikle seriyi okumak isteyenlere linkini uzatalım:

http://tcctakimi.blogspot.com.tr/1990/08/secret-wars.html

Eğer okumuşsanız ya da spoiler tehlikesinden korkmuyorsanız zıplayabilirsiniz ancak kahveniz, içeceğiniz ve yiyeceğiniz hazır olsun, zira oldukça uzun bir yazı olacak:


GLINT:

Veeee hikaye bitti gerçeken muhteşem. Ama biraz fazla basite indirgenmiş olaylar çok ama çok hızlı ve basit bitti...
Yalnız dikkat edin her şeyin başlanıgıcı köprü hikayesi;

1- Reed köprüyü kurdu böylece Celestial'lerin hedefi oldu.
2- Celestieller tarafından öldürülmesini önlemek için Franklin'e evrenler yaratabildiğini öğrendik
3- Valeria ile doom arkadaşlığı başladı
4- Gelecek vakfı da kuruldu.
5- Her çocuğun bir babaya ihtiyacı vardır sözü ile bitti.

Sonuç;

1- Köprü sayesinde çarpışan gezegenleri gördüler ve dünyayı sona hazırladılar
2- Doom Valeria'yı kızı olarak gördüğünden kurtardı böylece gelecek vakfı tekrar kuruldu.
3- Richards ailesi tanrı olduğunda Doom'un yapamadığı şeyi yaptılar, Franklin'in evren yaratma yeteneği ve gelecek vakfının fikirleri ile yok olan evrenlerin yerine yenilerini yarattılar.
4- Doom'un egosu her şeyi kontrol etmekti o nedenle sadece kendine ait savaş dünyasını yarattı böylece var olan tek şey savaş dünyası oldu.
5- Franklin Reed'e artık kahraman değil miyiz diyor o da hayır artık ben bir babayım diyor (yani onun gibi bir şeyler).

Hikayenin tırt yanları;

Büyük gibi gözükse de çok küçük bir hikayeydi. çok çok basit bir olay zinciri vardı;

1- Evrenler çarpışır ve her şey yok olur.
2- Doom molekül adamdan güçler alır ve tanrı olarak evrenleri kurtarır böylece yıllardır sevdiği kadın ile kızı olmasını istediği valieria'ya kavuşur.
3- Reed ve ekibi kurtulur yanında kötü adamlar ile Savaş Dünyasını birbirine katarlar
4- Reed kargaşadan yararlanır ve molekül adamı bulur böylece tanrı olma gücünü doom dan alır.
5- Kara panter New Avengers 2. sayı 21. sayfada Kaptan'ın uzattığı sonsuzluk taşı olan güç taşını kullanıyor böylece olayların başladığı zamana kadar dünyayı yeniden yaratabilir.
6- Richards ailesi ile Gelecek Vakfı tanrı Reed Richards (kendisine baba diyor burada cennetteki babamız sözüne atıfta bulunulmuş) yeni evrenler yaratmaya başlarlar.





 AAD 

1. EN başa dönük bakacak olursak herşey Reed'in köprü'yü kurmasından evvel yaşadığı 616 evrenine düzen getirmek istemesi ile başladı. Ya da zaten kahramanların varolma sebebi olan adaleti sağlama, düzeni işletme gibi. Köprü bunun sonucu olarak gelişti. Çok daha öncesinde Stark, McCoy, T'challa, Banner saykoları bu işe el atmışlardı. Illuminati bunun bir uzantısı olarak gerçekleşti.

2. Köprü ve diğer reed'lerin bir araya gelişi mevcut yapının aslında bir biçimde Reed'in bir takıntısı olduğunun altını çizdi. "Ben bütün evrenlere düzen getirecek olanım." Bu bantığın üzerine otomatik olarak bir karşıt gelmesi gerekiyor evren böle ki en başından beri Reed'in Joker'i Doom var. Yin ve Yang birbirlerini doğurur. Biri bir biçimde diğerinin doğal sınırıdır. Her biri kendine göre becerilere sahiptir ve varolabilmek için mutlak olarak diğerine ihtiyaç duyar. Reed'in bilimle yapabildiğini Doom hem bilim hem sihirle yapar. Bu sebeple daima sınırları zorlar. Geçilmemesi gereken çizgileri geçer. Bu serinin tamamında aslında Reed, Doom gibi oldu ilerleye ilerleye Doom gibi bütün sınırlarını aştı. Finale baktığımızda ise Doom neredeyse Reed'in yerindeydi. Bunu sona saklıyorum orada da yazacağım.

3. Celestiallar, köprü ve bizim Avengers'larımızda anlattığımız o Stark'ın zaman çizgisini kaydırması herşeyi başlatmış oldu. Beraberinde Infinity'ler geldi o geldi bu geldi. Adım adım Reed'in kendini sınırlayan kalıpları daha da öteye nasıl ittirebileceğini okuduk. Özellikle Illuminati kendini aştı. Öyle bir çizgiye oturdular ki dünyaları evrenleri yokeder oldular. Sonra Cabal ekibi geldi. Thanos ve şürekası. Bizim Tanrıcılık oynayan kahramanlarımızın karşısına kendilerine siz değil biz daha kötüyüzü dikte edebilen daha da büyük kötüler. Halen yin ve yang'ı görmekteyiz.

4. Hikayenin en ilginç parçası FF'le geldi. Franklin, Valeria ve ardından Gelecek Vakfı. Onlar olmasa zaten hiçbir şeyi tam olarak kavrayamayacaktım. johhny gitti geri geldi. Ben Grimm ayrı mevzu. Ve fakat Celestialları Franklin durdurabildi. Ki Galaktus Franklin konusunda Reed'i uyardı. Hatırlamakta fayda var. Onun güçlerinin sınırları çok çok farklıydı. Finalle ucunu görüyoruz. Onu da ayrıca konuşacağım.

5. Paralel evrenlerdeki Reed'lerin müdahalesi ile Valeria, Doom ilişkisi devreye girdi. Ki Valeria Doom'un yanında kendi bilgi ve becerilerini çok çok daha ileri taşıdı. Valeria'nın neler yapabileceği de şimdilik belirsiz. Zekası babasının çok ötesinde ki daha ufacık. Gözümüzden kaçan detaylara dikkat.

6. Valeria ve Franklin'in Reed'e olan ihtiyacı zaten Reed'in babasına olan ihtiyacı ve özlemi ile kaynata kaynata devam etti. Durmadı. Sonunda Natanhiel'i bile aldılar hikayeye de baba özlemi biraz hafifledi sayalım.


Gelelim sonuç kısmına:
1. Birinci evre tezimiz ne idi "Herşey ölür." Bütün herşeyi başlatan buydu. Bu cümle ile bütün dinamikler harekete geçti. Peki öyle mi? Yukarı da da yazdım aslında bizim dehaların gözüne batan evrenlerin bir biçimde kendi düzenlerinde kalırlarsa yokolacakları fikrine dayanıyordu. Ki zaten doğan herşey ölür. Ancak bizimkiler kahraman oldukları için biz ölmeyelim ama geri kalan bütün evrenler ölebilir umurumuzda değil noktasına hızla geldiler. Hickman iplik iplik geçmiş hikayelerde bunu işledi.

2. Doom'un son sayıda konuşmaları hepimizi mest etti. Hepimiz Reed hakkında söylediklerine hak verdik. İşte demin söylediğim rollerin değişimi böyle oldu. Bütün Hickman Run'ı boyunca herif Reed'i neredeyse Doom ile yer değiştirtti. Secret Wars ile bu değişimi bir evrene döndürdü. Kendine göre bir düzen kurdu. Kurduğu düzende de sadece kendi arzularına dönük Suzi'nin karısı, Valeria'nın kızı olması gibi bazı süslemeler vardı. Ancak, doğada hiçbir şey tersi olmadan varolamaz. Hickman bunu çok kıyak kullandı. Reed doğal olarak o evrene düşecekti. Çünkü Doom, Reed'siz; Reed, Doom'suz anlamsızlar.

3. Reed mekanik olarak Doom evrenindeki işlevsizlik ve kısırlığı gördü. Her zaman yaptığı gibi sorunu çözmeye girişti ve Molekül adama ulaştı. Molekül adam Secret Wars'un başında hatırlarız bütün evrenlerin işleyişindeki kusuru tanımlanamayan düzensizliği gördü ve bunu durdurmanın yolunun kendisinin paralel evrenlerdeki versiyonlarının öldürülmesi ile engellenebileceğini söyledi. Bu biraz Jet Li'nin Tek filmini anımsatıyor. İzlemedinizse izleyin. Ki Hickman bunu zaten alternatif Reed'leri öldürte öldürte en az sayıya indirerek Reed'in gücünün katlanmasını sağladı. Zekası ve becerisinin. Molekül adam bir tür mekanik işçi gibi. Varoluşun mekaniğini zaten görüyordu. Eş zamanlı olarak bütün evrenlerdekini de görebiliyordu. Zaten deliliği birazda bundan kaynaklı. Kim aynı anda binlerce evrendeki kendi versiyonlarını görüp onların zihnindekileri bilebiliyor ki. Herif bu becerisi ile bir tür dinamo ve sabitlik halini aldı. Aslında Doom onun enerjisini kendi çıkarları için kullanacağı biçimde yönlendirmişti. Finalde Reed, Molekül Adam'ın gerçeği her yönü ile değerlendirebileceği bir bakış açısına getirdi. Tez antitez ve sentez durumu yaşandı. Doom ve Reed eşit güçle birbirine girdi. Sonucunda da evrenler 0'landı. Aslında olan biraz daha başka.

4. Olan aslında Franklin'in evrenler oluşturabilme becerisinin (bundan daha da fazlasını yapıyor aslında. Galaktus'u yeniden doğurmuştu) başlatıcısı ya da gerçeklik haline gelebilmesinin enerjisini Molekül Adam vermiş oldu. Bir biçimde aslında Molekül Adam Big Bang'in ilk kıvılcımını verdi. Gerisini Franklin hızlandırdı. Ancaaak, Reed ilk defa bu durumda herşeyin kendi halinde olması gerektiği gibi düzeni ve düzensizliği ile bütün olacağını ima etti. Kahraman değil bilim adamı. Valeria'da bunun altını çizdi. Bizler sadece sınıflandırma ve gözlem yapacağız evrenlerde dedi.

5. Reed eğer kahraman değilse Doom kötürüm bir kral değil herşeyi tam maskeye gereksinim duymayan Latveria Kralı rolüne geri döndü. Maskesi olmadan gülmesi aynen Reed gibi baş kötü olmaya son verişin bir nişanesi.

6. Yaratılan evrenler bu poziyonda iki ayrı yöne çekilebilir. Ki dikkat edersek 616 ve 1660 evrenleri sanki hiçbir şey olmamış gibi yeniden ortaya çıktılar. Ultimate Spiderman ve bizim Peter, T'challa ile gördük. Hickman bir final yaptı reboot da olabilir hiçbir şey olmamış gibi de devam ettirilebilir bir evrenler durumu var. Eh bunu bozan ya da bu dengeyi sarsan kim :D Bizim ihtiyar Logan :D

Hickman bütün marvel evrenini başından itibaren aldı evirdi düzdü silkeledi bir hiakye ile komple salladı ve finali ile ister geri dönün kaldığınız yerden devam edin dedi isterseniz herşeyi yepyeni yapabileceğiniz bir başka düzen size dedi. Gerisi kendisinden sonra gelenlerin seçimlerine kalmış.


ENYGMA 

Hickman'ı gerçekten çok seviyorum, özellikle şu sıralar Marvel Now Fantastic Four serisiyle uğraştığımdan, önceki Hickman sayılarını deli gibi özlüyorum, Secret Wars'ta da son sayıya kadar çok heyecanlı gittim, her sayı oha, voha diyerek ilerledim, hatta son sayıda da heyecan yükseldikçe coştum ama son kısımda finali ben beğenemedim. :(

Son kısım evren hikayesinden bir FF hikayesine döndü, bütün evren söz konusuyken bu dönüşümü nedense çok beğenemedim ben.

Beğendiğim kısımlar:

+Esad Ribic, adam bütün seride resmen akıttı, damlattı, son sayıdaki Black Panther ve Doom kavgası ile Doom/Reed mozaiği sayfaları resmen bayıldığım yerler oldu. Favorim kavga ama, o sayfalarda hakikaten "etraflarındaki evreni yıka yıka savaşan adamlar" tadını aldım
+Diyaloglar. Tüm seri boyunca ben bunu sevdim en çok. Hickman'da en çok sevdiğim nokta bu oluyor, adam tembel yazarlık yapmıyor, bol bol konuşturuyor, böyle büyük serilerde genelde tamamen kavgaların, savaşların olduğu sayfalara görmeye alışınca sanırım diyalog okumak şaşırtıyor. 
+Doom'un bebek yüzü <3 :D :D

Ama asıl eleştirim, yukarıda dediğim gibi, hikaye döndü dolaştı FF hikayesine döndü,

Maximus ne oldu? Maximus'un olayı neydi? Bu adamın peygamberlik mevzusunun üzerinde düzgünce durulmadığını düşünüyorum. Ölüler ordusu, Doom'un baronları falan nasıl bir sona gitti? Ultimate Reed biraz pisi pisine gitti sanki. 

Ama asıl sevmediğim nokta Owen Reece. Adam hikayenin sonunda baya baya deus ex machina oldu. şaka maka gökten indi, doom'un güçlerini aldı, Reed'e verdi. Çok basit buldum burayı ben.

Sanırım tartışmadaki negatif tarafı seçtim ben :D

COMICRAZY

Enygma’ya negatiflik yönünden katılıyorum… Böyle destansı bir hikayenin finali daha destansı olmalıydı…Avengers ve New Avengers serilerinin finali nasıl 9 sayılık Secret Wars ise… Secret Wars’ın finalini de en az bir 6 sayı yapabilirlerdi diye düşünüyorum…



Ama her şeye rağmen Reed ve Doom arasında ki beklenen final beni fazlası ile tatmin etti diyebilirim. Hatta Doom’un, Reed’i (haklı) sözleri ile yerden yere vurmasını Hickman’nın Reed’den aldığı intikam diye düşünmeden edemiyorum… Her ne kadar finalinde Reed’i tanrı mertebesine ulaştırmış olsa bile bu evrenin en yaramaz çocukları sanırım Tony ve Reed… Her bir nane onların başının altından kalkıyor ve sonra durumu kurtar kurtarabilirsen…



Ana evren dediğimiz 616 evrenini dahi kurtaramayan kahramanlarımız hala kendine ne kadar kahraman ünvanını yakıştırır bilmiyorum ama yine finalde Hickmanın Reed vasıtası ile Doom’a yaptığı iade-i itibar’ı es geçmeden olmaz… Yüzünün deformasyonu düzelen Doom acaba yeni evrende nasıl bir rol oynayacak… Eski Doom’suz yeni evren eski tadında olacak mı orası da şüpheli…



Ölüler ordusu ve  baronlar haricinde Thorlar, Hulklar, ve bir çok detay finalde görünmedi bile… Bunlar Reed’in yeni dünyada düşünmediği argümanlar olarak Battleworld’un tozlu tarihine gömülecekler gibi…



Hickman’nın nakış nakış işlediği hikayede sanırım en büyük handikapta ilk lafını yemesi oldu. “Her şey ölür.” diye başladığı hikaye “Her şey yaşar” ile son buldu... İlk laf ne kadar doğru ise son laf ta o kadar yanlış… Ama konu marvel evreni oldu mu… Ben amca haricinde “Her şey yaşar.”



Bu evrende ayrıca Franklin’e ve Owen’a bu kadar tanrısal güçler eklenmesi de işin başka bir boyutu… Kendi aramızda her zaman diyorduk, hikaye gerçekten epik gidiyor ama final o kadar epik değildi…




Ve kafamda bir dünya soru... hepsini buraya yazmayacağım ama ana hatları ile birkaç tanesi…



Yaratıcılar tamamen yok mu oldular… Namor, Thanos avanesi ile birlikte diğer kötüler nerde… Reed, Galactus gibi bir belayı hazır tanrısal güçleri varken tekrar yeni evrenin başına musallat etmez herhalde… İlk Günahta gözcülük görevini devralan Fury yeni evrende tekrar dönüş yapacak mı?



Tanrı olmak zor şey…  (ZOR ŞEY TANRI OLMAK / Arkadi Ştrugatski, Boris Ştrugatski- yıllar önce okuduğum kitap geldi aklıma) Kusursuz olduğunu sanan Reed Tanrılık işinin altından bakalım nasıl çıkacak… Bu hikaye burada bitmez gibi…



Ayrıca Secret Wars event’ından sonra Civil War gibi bir event çok naif kalacak gibi… Bir şekilde Secret Wars hikayesi biraz daha uzatılıp evrenin temel taşları tek tek işlenebilirdi… Direk 8 ay sonrasına atlanması ve kurulu bir düzen gösterilmesi de eksi puan verdiğim noktalardan…


Yeni Event’î yapıyor muyuz?...:)

HIELO 

Hikayeyi az önce bitirdim. Hepsini toplam dört günde okumuş oldum, ağırlıklı hikaye olduğu için bir oturuşta bitirmek istemedim.

Sanki her balonu Hickman'ın ağzından dinledim, adam hikayeye kendi havasını o derece katabilmiş. Bendis'in hikayelerinin ne kadar birbirine benzediğini fark ettim. Secret Invasion, Siege, AvX, Civil War... hiçbiri Times Meydanı'nda birbirine giren kahramanlardan öteye geçemiyor benim için. Oysa Hickman baba öyle mi? Diyalogsa diyalog diyor, illa birbirine giren kahraman istiyorsanız araya birkaç sayfa atıştırırım diyor, kalp kırmıyor.

Bir imparator tanrı figürü olarak seçilebilecek çok karakter vardı. Doom elbette bu listede yukarılardaydı ama liste uzundu. Fakat bence imparator tanrının sağ kolu rolünü oynayabilecek tek kişi vardı: Strange. Hikayede en kişiliğine göre rol verilen adamın Strange olduğunu düşünüyorum. Yazık oldu şerifime. (Gerçi yeni serisi çıktı adamın, o kadar da yazık olmamış herhalde. Okumak lazım :p)

Son sayı çok fazla olayı bir anda toparlamaya çalıştı. Zira sekizinci sayıya kadar yeni sorunlar çıktı, yeni gelişmeler oldu. Ne bileyim, en geç yedinci sayının ortalarında artık çözüm aşamasına geçilse daha yumuşak bir iniş olabilirdi. Koca serinin son on sayfasında tembellik yapıp 'sekiz ay sonra' demek gerekmezdi o zaman.

'Her şey ölür'den 'her şey yaşar'a geçişi sevdim.


Black Panther'in her şeyi çözen adam olmasından ne hoşnutum ne rahatsızım. İçime sinmiyor çünkü epilogue yerine geçen New Avengers serisinde hep kendi işine baktı. Eski panterlerle konuştu, 'her şey Wakanda için' dedi. Oradan bir mesih rolüne geçişi biraz pürüzlüydü. Buna karşın olmamış da diyemiyorum çünkü o pürüzlü geçişten sonra rolünü çok iyi oynadı.

Baronların yarısını beğendim yarısını beğenmedim. Çok damardan bir yorum oldu ama ne yapayım. :)
Sinister ve Apocalypse nokta atışı seçimlerdi. Öte yandan Maestro ve...Goblin Kraliçesi (?) yerlerine bir türlü oturamamışlardı. Maestro Hulklar'ı öne sürünce biraz fiyaka yaptı ama Goblin Kraliçesi (goblin kraliçesi kim lan?) sadece baron olsun torba dolsun diye vardı resmen. Madem torba dolduracaksın, oraya bi Red Skull koysana hikmın?

Filmi çekilmek üzere yazılmamış bir hikayeydi. Ki bu marvel cephesinde büyük bir olay artık. Doom'un konuşmaları a kaliteydi (bilhassa son sayıda) Aksiyon dozundaydı. Son yıllarda çıkan en başarılı marvel hikayelerinden biriydi bence. Hickman ustamın eline, Ribic babanın kalemine sağlık diyorum. Umarım düşen bir sonraki tanrı imparator Bendis olur da yerine nice Hickmanlar gelir.

HELLBAZER 

Benim yorumlarım sanırım bu seri için o kadar da iyi olmayacak... Maalesef Hickman... ''SON'' yazısını görene dek anlamamış olduğum için de kendime kızmadım değil... Çünkü sayılar boyu evrenler ölüyor, her şey yok oluyor temalı bir hikaye üzerinden giderek heyecanı doruğa çıkardıktan sonra, bize aslında tabiri yerindeyse bir Fantastik Dörtlü hikayesi ''kakalandı''. Sadece kadrosu oldukça geniş ve mekânsal olarak zengin olması dışında serinin aslında Fantastik Dörtlü için bir sorun niteliğinde olması, bunun da doyurucu nitelikte olamaması baştan sona bir hayal kırıklığı yarattı. Evet, geçmişte Hickman'ın kaleminden çıkan sayılar ile fazlasıyla bağlantılı olduğu -ve zaten bir zahmet de öyle olması gerektiği- aşikar. Ama çok uzun uzadıya anlatılmış bir hikayeden bahsediyoruz , ki bu ana akım çizgi roman okuyucusu için eziyetten öte değildir aslında, çünkü bu tarz bir okuma emek ister ve onun ötesinde zaman ister. Oysa ki çizgi roman okumak dediğimiz şeyin artık eskisi ile alakası kalmadı, kendisi başlı başına ayrı bir ''iş'' oldu. Ve son dönem Marvel hikayeleri tekelini elinde bulunduran Hickman'ı uzun uzadıya bir hikaye örgüsü kurmakla övemeyeceğim. Teşekkürler Hickman, zevki iş haline getirdiğin için...

Şimdi Bendis dönemi hikayelerine bakıyorum da, kahramanlar hakkında temel bilgiye sahip olmak dışında yazar tarafından hiçbir ekstra şey istenmeden hikayelerini gönül rahatlığıyla okuyabilir, ve evet bu hikaye de burada bitti diyebilirdik. Sonraki hikayelere etkileri de artçı sarsıntı şeklinde olur (belki olmaz) ama en nihayetinde yeni bir hikayeye adım atardık. Hatta bunu nereden anlayabiliriz? Hickman öncesi Civil War hikayesini ele alalım mesela. Hikaye başladı, başlangıcından bitişine kadar çok güzel bir şekilde derdini anlattı, Marvel evreni için önemli olaylara şahit olundu ve bitti, etkisi kalmadı ve kaldığı yerden devam ettik. Hikayemiz bitmişti, gönlümüz rahattı. Zaten bu yüzden Civil War II hikayesini çıkartıyorlar, çünkü ilki bitti, esamesi kalmadı ki oradan yürüsünler. Şimdi saçma bir hikayeyle yeniden Civil War II çıkması da ayrı bir başlıkta tartışabilinecek bir konu.. Neyse.


İşte Bendis'in başarısı burada, kafanızı çok yormuyor, çizgi romandan da soğutmadan kaliteli işler çıkararak kitabın başından kalkıyorsunuz. Yani ana akım çizgi roman kendi işlevini yapıyor. Ama şimdi Hickman'a bakıyoruz da... Afedersiniz, bir adam yüz sayı boyunca derdini anlatmaya çalışıyor, geriye kalan dokuz sayıda da bunun finalini yapıyor (daha doğrusu yapamıyor) ise düşünmek lazım. Ama düşününce nereden tutsanız elinizde kalıyor. Bir kere ''Bu kadar uzatacak ne vardı?'' diye düşünüyorsunuz. Sonra hadi uzattı diyelim, ''Yenilik olarak ne katabildi?'' diye düşünüyorsunuz, birkaç nokta dışında aklınızda kalan bir şey bile yok. O noktalar da, Ultimates hikayesinde Reed Richards'ın dönüşümü ve bu evrenin uğradığı hezimet ile ana evrendeki Steve Rogers'ın yaşlanması. Bunun dışında ''kahramanların'', ''bırakınız ölsünler'' düşüncesiyle hareket ettikleri bir çizgi roman hikayesi ise okuyucuya yapılabilecek en büyük hakaret. Yıllar yılı sevilmiş karakterleri (sevilmese de benimsenmiş karakterleri) böylesine bir değişim içine sokmak Secret Wars öncesi Marvel evreni için övünülecek bir durum değil. Hadi diyelim bunu yaptın, ki aslında bu büyük bir cesaret ister, iş Secret Wars hikayesine gelince bozuluveriyor. Evrenleri yok eden kahramanlarımız, birden cengaver kesilip sanki durumdan kendileri sorumlu değillermiş  gibi planlar ve entrikalar peşine düşüyorlar.

Ayrıca hikayenin orijinal olmaması da ayrı bir handikap. Yüz sayı boyunca anlattığınız bir hikayeniz var, ama iş önünde sonunda gelip ''yıkılan evrenlerin birleşmesi'' fikrine geliyor. Yahu diyorum ben bunu bir yerden hatırlıyorum. Sonradan ekip muhabbetlerimiz içinden baş veren başka bir muhabbet üzerine nerelerden geldiğini az çok da anladım. DC Comics'in temel hikayelerinden birisi olan 80'li yılların bir hikayesi neredeyse aynı mantıktadır iki evrenin çarpışması konusunda. Hatta öyle ki iki farklı evrenin çarpışmasındaki kaos, farklı evrenlerin iç içe geçmesinden doğan sıkıntılar hikaye olarak Hickman'ın anlattıklarını ikiye katlar. Ayrıca birinci sayının yirmi yedinci sayfasının son repliğine bakarsak da çaktırmadan ufak tefek yerlerde -işine geldikçe- kopyala yapıştır hakkını kullandığını da düşünebilirsiniz. Kısacası okuduğumuz Secret Wars hikayesi orijinal de değil. 



Gelelim diyaloglardaki zenginliğe... Çok olması kaliteli olduğu manasına gelmez, yarısı doldurma balon... Yani bildiğiniz teknik terimlerle süslenmiş boş muhabbet, diğer yarısı tanrılıkla ilgili beylik laflar... Diyaloglar zengin olduğu kadar da anlatım karesi kıtlığı var, yani işi biraz daha edebi kılabilecek, daha ayakları yere sağlam basabilecek bir hikaye, boş diyaloglarla bezenip sayfalar doldurulmuş ve geçilmiş. Karşınızda, kimse kusura bakmasın ancak onlarca ve onlarca sayılık ana akım çizgi roman örneği var. Yani Hickman'ın yaptığı, ondan başka diğer yazarların anlatım kareleri ve yeterli/doyurucu sayıdaki diyaloglarla 10-15 sayıda çözülecek bir düğümü uzattıkça uzatıp sakız yapmak. ''Araya da birkaç beyin orgazmı yaşatacak felsefi cümleler de bezedik mi sorun çözülecek'' diye düşünmüş olacalar ki, arada cidden şaşırtacak cümleler var ama dokuz sayıda iki elin parmağını geçemiyor maalesef.  Ayrıca sonunu okuyanlar da göreceklerdir ki, bu son bile değil... DC comics'in ''Flashpoint Paradox''u bile daha keskin bir sonuca varmıştı.

Bir kere dokuz sayı içinden, ayrı hikayeler çıkartılabilecek o kadar güzel konu vardı ki. ama her şey oldu bittiye geldi. Ne ara ne oldu, kim nerede nasıl derken, hooopp birden bire her şey bitiverdi. Bir kere sayının içindeki ''Peygamber'' mevzusu bile başlı başına ayrı bir hikayeydi ama oldu bittiye geldi. Susan Storm'un anlattığı haliyle varolan bir Fantastik Dörtlü ve onların sonu ayrı bir  hikaye örgüsü olabilirdi. Johnny Storm ve onun asiliği ve Doom ile sürtüşmeleri (ve bildiğiniz son) ayrı bir hikaye örgüsü olabilirdi. Kısacası Savaş Dünyası birçok güzel hikayeye gebeydi ama oldu-bitti olarak dokuz sayılık, tamamlanmamış, noktası bile konamamış, kendi içinde de etkileyiciliği olmayan bir sayılar bütünü olmuş. ''Her şey ölür.'' ile çıktığımız yol, sanki alga geçilircesine ''Her şey yaşar.'' olarak bitmiş. Bu tezat değil, bu etkileyici de değil. Kusura bakmayın ama Doctor Who'daki bir deli Dalek'in bile ölüm ve yaşam üzerine konuştuğu sahne, 5-10 replik ile ufkumu daha fazla aydınlatmıştı. 
 

Evet, bildiğiniz buna ''kakalamak'' deniyor. Sırf Fox Stüdyolarına kaptırdığı Fantastic Four'u daha da göz önünde tutmamak için onlara tahsis edilmiş bir son. Sırf Fantastik Dörtlü'nün sonu için onlarca sayı okudunuz sayın okuyucular, dilediğiniz gibi üzülebilirsiniz. Peki değişen başka ne var? X-Menlerin mutantlığı da elinden gitti, yine şaşırtmayarak bunların da telifi Fox Stüdyolarındaydı. Yine üzülebilirsiniz, çünkü gönülden sevdiğiniz ve özünde çok sağlam alt metine sahip olan X-Men, rekabete kurban gitti. İçi boşaltıldı, filmlerde kullanılabilecek şekilde yeniden dolduruldu ve önümüze sürüldü. Bundan sonra X-Men okuyacaklara, iyi okumalar dilerim...

Anlayacağınız gerçekten olmamış bir iş karşınızdaki. Yapılan o kadar tantana boşunaymış. Peki iyi noktası yok muydu?

Bir kere Doom'a klasik kötü etiketini vurmak yerine onun farklı bir yüzü ile karşı karşıyayız. Değer veren, sevdikleri için Tanrılığından ödün veren yanını ortaya çıkarmış. Hele ki klasik kahramanların yaptığı gibi varolanı kurtarmak veya kurtarmaya çalışmak yerine geriye kalanlardan bir şeyler yaratmış olması, onu bizim kahramanlarımıza baktığımızdan daha olumlu bakmamıza yol açıyor. Sonuçta geriye kalanlardan bir şeyler yapabilmek, diğer dediklerimden daha önemlidir ve bu size farklı bir hikaye sunma şansı verir. Hickman bunu değerlendirememişti orası ayrı, ama görebileceğimiz en iyi Doom da bu sayfalarda karşımıza çıkıyor. Bunun yanında Marvel'in bu hikaye için çok bilindik kahramanlarının kullanılmayışı da ayrıca bir artıydı. Kaptan Amerika, Demir Adam ve Hulk görmekten bir nebze sıkılmış bizlere ilaç gibi geldi diyebilirim. Fakat Spider-Man'dan kaçışımız olmamış, olmamasıyla da ne iyi ne kötü olmuş. Zaten Miles'in yaptığı bir hareket ile Doom'un sonu geliyor.

Günü kurtaran kahramanımız ise ''hamburger''. Ciddiyim bakın, yalan söylemiyorum. Marvel evreni yatıp kalkıp 8 yıl 3 haftalık bir hamburgere dua etmeli. Teşekkürler hamburger, seni seviyoruz...

Fakat asıl kazanan ise Esad Ribic... Çizgilerinin her biri ayrı muazzam. Dokuz sayılık bir okuma maratonunda, aklımda kalan ve kalacak tek şey Ribic'in muhteşem çizgileri...

Bitireyim mi? Tamam bitiriyorum... Sonuç  olarak hikayemiz benim açımdan on üzerinden altı (10/6) alıyor ve bu puanı da çizgilerine borçlu olarak kazanıyor. Çizgiromanla kalın...

GLINT 

Hellbazer bunu yayınlayalım ama bir de okuyacak zamanı olmayanlar için özetini yazar mısın??? 😁😁😁😁😁😁😁😁😁😁😁😁😁😁 

COMICRAZY

Hellbazer'a bundan sonra yorum yazdırmayalım...

HELLBAZER

Neden ki abi xD

AAD

Hickman'ın eleştirdiğin uzun işini sen yapmış gibi oldun :)))

HELLBAZER

Seri o kadar uzundu ki neresine neresine diye diye böyle uzun oldu... Whatsappta direkt ''Tırt'' demiştim, onu mu kllansak acaba :D 
Allah aşkına sona bir tane hamburger resmi koyalım :D

 WODEN

Evet, bir bakalım, hikaye Fantastik dörtlü 570 ile başladı ve Secret Wars 9 ile sonlandı. Dile kolay tam 200 küsür sayı. Her ne kadar bu destan FF ile başlamış olsa da hikayeyi asıl şekillendiren New avengers'tı. New Avengers'ta en başından beridir aynı söz tekrarlanıyordu. Her şey ölür... 

Bu"her şey ölür" ile birlikte evrenlerin çarpışmalarını gördük.Ve tabi kahramanlarında sınırları aşışını. Dünyayı kurtarmak için bir araya gelen İllüminati kendi dünyalarını kurtarmak için başka dünyaları öldürmeye başladı. Ve yavaş yavaş sınırlarını aştılar. "Kahraman" sıfatından çok uzaklaştılar ve finalde AAD'nin de dediği gibi Doom ile Reed yer değiştirmişti. Doom dünyayı kurtarırken Reed is kendiyle birlikte bir avuç insanı... Hatta ailesini bile kurtarmayı başaramamıştı. 

Savaş Dünyasını ve Secret Wars'a gelmeden önce bir de ufak bir Avengers serisine deyinmek istiyorum. Avengers'a baktığımız zaman kendi içinde bir hikayeye sahipti. 40 sayının en başı en sonuna bağlıydı. ve Times Run Out dışında da Secret Wars ile alakası yoktu ve serinin sonunda ilk sayıdan kareler ve sözler göstererek yaptılar finali New Avengers her şey ölür hikayesiydi. Avengers ise İnsanlar evrimleşir. Öyle ki hikaye içinde ilk sayıda dost olan Tony ve Steve son sayıda Dünyalar savaşırken birbirlerini öldürüyordu. Hikaye en başından beridir bunu işliyordu amacı buydu. Tıpkı FF ve New Avengers'ında bir amacı olduğu gibi.


Savaş Dünyası aslında oldukça orjinal fikirlerle dolu ama tüm bunların hepsinin finaldeki yıkım için kurgulandığını hep biliyorduk. Ve karakterlerin çabucak harcanması da buna kanıttı ve hikayenin en büyük eksilerinden biri yani sen bir sayı öncesi ortaya çıkarttığın Thing'i bir sayı sonrasında niye öldürürsün ki. Zaten işlemen gereken onca yan hikaye varken buna niye zaman ayırırsın. Zaten sırf bu yan hikaye fazlalığı yüzünden bazı şeyler kayboldu. Enygma'nın dediği gibi Maximus niye işlendi ve Maximus'un peygamberliği nereye vardı.

Daha fazla uzatmadan Hikayenin finaline geçeyim. Hikaye hem FF'den hem de New Avengers'tan parçalar gördük ama finalin bir FF hikayesi gibi bitmesi gerçekten çok büyük eksiydi. ama Avengers'ta olduğu gibi başının sonuna bağlanması güzeldi. Yani Wakanda da görülen sahne doğruca New Avengers #1'den. Final vasattı ama hikayenin gidişi gayet iyiydi her ne kadar Hickman'ın anlatımını biraz şişirme bulsamda Secret Wars'da bu hiç gözüme batmadı. Çizimler de on numaraydı. Hickman destanı kısaca yer yer vasat yer yer muhteşem inişli çıkışlı bir seriydi benim için ama genel itibariyle gayet iyiydi.


ENYGMA

O zaman ufaktan toparlamaya başlayım seriyi tatmin edici bulanlar kimler sevemeyen kimler?

HIELO

Ben açık söyledim, son on yılın en iyi hikayelerinden biri bence.

HELLBAZER

Kötü...

AAD

Ben, Woden ve Hielo beğenenleriz ;-) 

WODEN

Aslında ben de pek olumlu şeyler yazmayacağımı tahmin ediyordum. Hickman'ın Avgers ve New Avengers serilerindeki olay örgüleri Times Run Out'a gelene kadar hiç hoşuma gitmemişti sürekli aynı şeyler tekrar ediliyordu ve kurgunun temeli aslında basit olmasına rrağmen anlatım çok dolambaçlıydı ama times run out'tan itibaren secret wars'ın sonuna kadar çok iyiydi ben baya beğendim ama final yavan kalmıştı son sayılara göre.

GLINT

Orta karardı. Bir destan değildi ama güzeldi...

COMICRAZY

Destan olma yolunda direkten döndü ama güzeldi...


 

Böylece ilk tartışmamızın sonuna geldik. Ama daha bitmedi, tartışmayı sizlere sunuyoruz, kaldığımız yerden devam edelim, sizler de tartışmaya katılın!

PEKİ YA SİZCE SECRET WARS NASIL BİR SERİYDİ?

Share on Google Plus